Sosyal Proje & Duyurular
Doc.Dr.Cenk Acar ile röportajımızı gerçekleştirdik.

Laparoskopik cerrahinin ürolojik hastalıklarda ve kanser cerrahisindeki yeri hakkında konuşacağız.     Laparoskopik cerrahi ürolojik hastalıklarda 1990 yılların sonlarından itibaren kullanılmaya başlamıştır.  Artık birçok ürolojik cerrahide standart tedavi olarak laparoskopik yöntemleri kullanıyoruz.  Bu, açık cerrahi ile yapabildiğimiz ameliyatları cerrahinin gerektirdiği temel prensiplere tamamen uyarak ve hastaya ek bir sağlık yükü getirmeden laparoskopik olarak uygulayabildiğimiz anlamına gelmektedir. Böbrek çıkışı darlıkları (UP darlık), böbrek çıkışındaki taşlar ve iç idrar kanalını (üreter) ilgilendiren iyi huylu hastalıkların yanısıra böbrek ve prostat kanserlerinin tedavisinde sıklıkla kullanılmaktadır.   Laparoskopik cerrahilerin açık ameliyata göre birçok faydası saptanmıştır. Bunların başında cerrahi kesinin küçük olması, ameliyat sonrası ağrının az olması, iyileşme döneminin daha kısa olması, hastanede yatış süresinin kısa olması, hastaların normal günlük yaşamlarına daha erken dönebilmesi ve yara yeri komplikasyonlarının daha düşük olması olarak sıralanabilir.   

Her hastaya laparoskopik cerrahi uygulanabilir mi?
Laparoskopik cerrahide kullanılan ve karın içerisinin şişirilerek görüntüyü sağlayan karbondioksit gazının bazı akciğer hastalıkları, Kalp hastalıkları ve aşırı obezlerde kullanılması anestezi açısından risk yaratacağından her hastaya uygulamak mümkün olmamaktadır. Ayrıca, laparoskopik yöntemle tedavi edilmesi uygun olmayan hastalıklarda mevcuttur. Örnek vermek gerekirse, çok büyük böbrek tümörü olan ve damarlara yayılmış tümörü olan bir hastada laparoskopik olarak böbreği çıkartmak hem zor hem de komplikasyonları artıracağından açık cerrahi ile tedavi edilmesi daha uygun olabilir. Ancak bunun tam tersi de mümkündür. Laparoskopi yöntemler ile rahatlıkla TEDAVİ EDİLEBİLECEK bir hasta, cerrahın bu yöntemde yeterli tecrübesi olmaması nedeniyle yeteri kadar anlatılmamakta veya etkinliği küçümsenebilmektedir. Nasıl açık cerrahiden daha fazla fayda görecek bir hastaya laparoskopik cerrahi ile en uygun tedaviyi uygulamamak kabul edilemezse, laparoskopik cerrahi ile tedavi edilecek bir hastanın açık cerrahiye yönlendirilmesi de günümüz modern ürolojisinin en önemli hedefi olan daha az girişimsel olarak hasta sağlığını korumayı engellemektedir.     

Hangi ürolojik hastalıkların tedavisinde laparoskopik cerrahi tercih etmeliyim?

Böbrek ve iç idrar kanalını (üreter) ilgilendiren birçok hastalığın tedavisinde laparoskopik cerrahi kullanılmaktadır.  Bunların başında, birçok nedene bağlı olarak oluşabilen böbreğin fonksiyonlarının kaybolmasına bağlı böbreğin çıkarılması (NEFREKTOMİ) ameliyatı gelmektedir. Günümüzde standart olarak laparoskopik yöntemle uygulanmaktadır. Genellikle üç adet birer santimlik kesilerin yeterli olduğu bu yöntemle ameliyat sonrası ağrı çok daha az olmakta, hastanede yatış süresi kısalmakta ve hasta iyileşmesi hızlı olmaktadır. Sıklıkla laparoskopik cerrahiyi uyguladığımız diğer bir hastalık böbrek çıkışı darlıklarıdır (UP darlık). Doğuştan veya gelişim esnasında böbrek çıkışının dıştan bası veya üreterin bazı nedenlerle daralması sonucu mekanik ya da fonksiyonel tıkanıklık oluşmasına verilen isimdir.  Bu tıkanıklık nedeniyle idrar aşağıya (mesaneye) geçemez ve böbrekte genişleme ile birlikte böbrek fonksiyonlarında azalmaya neden olabilir.  Bu durumda, cerrahi ile bu tıkanıklığın giderilmesi gerekir. Bu cerrahiye “Piyeloplasti” adı verilmektedir. Günümüzde bu ameliyat laparoskopik olarak başarı ile gerçekleştirilmektedir.  Bu sayede hastanede yatış süresi iki güne kadar azalan hastalar ayrıca, 10-15 santimlik kesiler yerine üç adet birer santimlik kesi ile bu ameliyattan çıkmaktadırlar.   Bunun dışında, açık cerrahi ile uygulanması gereken taş cerrahilerinin bir kısmı (üreterdeki büyük taşlar gibi) laparoskopik olarak uygulanmaktadır. Ayrıca, üreter darlıklarını da laparoskopik olarak tedavi etmekteyiz.    

Hangi ürolojik kanserlerin tedavisinde laparoskopik yöntemi tercih etmeliyim?
 
Böbrek ve prostat kanserinin tedavisinde laparoskopik yöntemler sıklıkla kullanılmaktadır.  Büyük böbrek kanserlerinin tedavisi için uygulanan böbreğin çevresindeki yağ dokuyla beraber çıkartılması (RADİKAL NEFREKTOMİ) ameliyatı sıklıkla laparoskopik olarak uygulanmaktadır.  Ancak çok büyük, damarlara yayılmış ve büyük lenf bezleri olan hastaların tedavisinde çok uygun bir tedavi olmayabilir.  Laparoskopik tedavinin seçiminde cerrahın tecrübesi ve tümörün özellikleri önemli faktörlerdir. Böbrek kanserlerinin tedavisinde son dönemlerde böbreğin tamamının alınması yerine sadece tümörün çıkartılmasının kanser kontrolü açısından aynı sonuçlara sahip olduğu saptanmıştır. Ayrıca, yapılan çalışmalarda, geride kalan her bir böbrek hücresinin normal fonksiyonu sayesinde hastaların ileri dönemde böbrek yetmezliği ve ona bağlı ölümün önlemesi açısından önemli olduğu vurgulanmaktadır. Bu çalışmalarda, sadece böbrekteki tümörün çıkartılmasının uygun olduğu hastaların böbreğinin tamamı alınan hastalara göre daha uzun yaşadıklarını göstermiştir. Bu nedenle, 7 santimden küçük böbrek tümörlerinin tedavisinde sadece tümörün çıkartılması (PARSİYEL NEFREKTOMİ) yöntemi uygulanmaktadır.  Tümörün yerleşimi ve büyüklüğü gibi bazı faktörleri değerlendirerek, bu cerrahinin açık mı yoksa laparoskopik olarak mı yapılacağına karar verilmektedir. Ancak, aksi bir durum olmadıkça 4 santimden küçük tümörler laparoskopik olarak tedavi edilebilmektedir. Laparoskopik tedavinin seçiminde tümörün özellikleri ve cerrahın tecrübesi oldukça önemlidir.  Prostat kanserinin tedavisinde de günümüzde robot yardımlı laparoskopik yöntem kullanılmaktadır. Bu tedavide prostat tamamen çıkartılarak mesane dış idrar kanalına (üretra) bağlanmaktadır.  Bu ameliyat, RADİKAL PROSTATEKTOMİ olarak adlandırılmaktır.  Cerrahın bir konsolda oturarak ameliyat masasındaki hastanın cerrahisini yapan kolları bu konsoldan kontrol etmesi esasına dayanan robotun (Da Vinci Cerrahi Robotu) bu cerrahinin gelişmesine çok önemli katkıları olmuştur. 10 kata kadar görüntüyü büyütebilme ve 3 boyutlu görüntü yeteneği sayesinde cerrahlara anatomik yapıları daha iyi anlama imkânı sağlamıştır. Açık cerrahi ile karşılaştırıldığında, kanser kontrolü benzerdir. Ancak, idrar kaçırma ve ereksiyon kaybı gibi fonksiyonel sonuçları açık cerrahiye göre bir miktar daha iyidir.  Bu, cerrahın tecrübesi ile yakından ilişkilidir. Robotik cerrahi sayesinde hastaların ameliyat sonrası ağrıları daha az, yatış süreleri daha kısa ve iyileşmeleri daha hızlı olmaktadır.  

 KONU İLE İLGİLİ HASTALARIMIZDAN GELEN SORULARINIZ

 
23.03.2017  CENK ÜSKÜPLÜ
Soru: 46 yaşındayım.Bazı sıkıntılarım olunca başvurduğum doktor ,idrar torbamda kitle olduğu söyledi.Tedavi olmazsam ne olur?
 
Doç. Dr. Cenk Acar yanıtladı: 
Mesanede saptanan kitleler büyük oranda kötü huyludur.Ancak hem tanı hem de tedavi açısından endoskopik (kapalı)  olarak idrar torbasına girilerek kitle görülmeli, tamamı çıkarılarak patolojiye gönderilmelidir. Tedavi buna göre planlanmalıdır.
Geciktirilirse, agresif ve hızlı yayılan bir hastalık olduğundan hayati tehdit eden başka rahatsızlıklara yol açabilir. Dolayısı ile tedavi vakit kaybedilmeden yapılmalıdır.